Dünya tarihinde birçok medeniyet, tarihsel süreçlerde yer almış ve birçok eser bırakmıştır. Dünya medeniyet tarihinde yer alan en gelişmiş medeniyetlerden biri de İnkalar’dır. İnkalar, Güney Amerika kıtasında kurulan bir medeniyettir. Güney Amerika’nın batı kıyısında And Dağları civarında yerleşim kuran İnkalar, dünya tarihinde gelişmiş medeniyetleri ile dikkat çekmektedir. Bu yazımızda İnka Medeniyeti ile ilgili bilinmeyen yönleri ve tarih sahnesinde İnkalar’ın yerini ele aldık.
İnkalar Kimdir?
İnka imparatorluğu M.S. 1004 ve 1533 yılları arasında antik Peru‘da kurulmuş bir imparatorluktur. Kuzeyinde Kito‘da güneyde Santiago‘ya ve Güney Amerika’nın batı kısımlarına doğru genişleyen ülke, döneminin en büyük imparatorluğu haline gelmiştir. Ant Dağları’nın sert iklim ve çevre şartlarına rağmen İnkalar, birçok ulusu fethetmiş ve coğrafyanın sınırladığı çöl, dağ ve ova gibi farklı bölgelere uyum sağlamışlardır. Özellikle bu bölgeler ve tropikal ormanlar olmak üzere farklı alanlara yerleşmişlerdir.
İnka Medeniyetinin kendine has bir mimarisi vardır. Halihazırda günümüzde Machu Picchu gibi ünlü antik bir kente de sahip olan İnkalar, antik kenti ziyaret edenleri günümüzde dahi kendisine hayran bırakmaktadır.

İnka Medeniyeti Nerede Kuruldu?
İnka İmparatorluğunun kuruluş süreci ve bulundukları coğrafya ile ilgili birçok kaynakta farklı ifadeler vardır. İnka medeniyetinin merkezi dünyanın o dönem orta yer olarak kabul edilen başkent Cuzco’da bulunuyordu. Yaklaşık 40.000 kişilik İnkalar, içerisinde 30 farklı dili konuşan 10 milyona yakın kişiye yöneticilik yapıyordu. Geniş bir halk kitlesine yönetim gücü sağlıyordu. İnkalar bunun yanında askeri gücü, yasaları, kendilerine has ritüel değişimleri ve kişisel ilişkileri de öne çıkıyordu.
İnka İmparatorluğunun Yönetimi
Amerikalarda görülmüş en büyük imparatorluk olarak bilinen İnka halkı, tarihsel süreçte de dikkat çekici hikayeler ile karşımıza çıkıyordu. İnkalar hakkında anlatılanların tarihi kaynaklar kökenli mi yoksa onların yarattıkları efsanelerden yola çıkarak anlatılan konular mı olduğu bilinmemekle birlikte arkeolojik çalışmaların varlığı ile ilk gerçek bir medeniyet ortaya kurduğu ortadaydı. Bu kapsamda hem sosyal hem ekonomik hem de kültürel olarak birçok birikimi ortaya koyan bir medeniyet olarak insanlık tarihinde İnkalar yer alıyordu.
İnka imparatorluğu şaşırtıcı derecede hızlı ve güçlü bir şekilde büyüyordu. İlk olarak İnka dilini konuşanlar üst vatandaş haline gelmişti. İnka halkının kendine has olan dili benimsetmek istemesi aradaki statü farkını da ortaya koymuştu. Bunun ardından imparatorlukta yer alan tüm önemli rütbeler elitlere verilmeye başlandı. Yönetim sistemini netleştirmek adına tüm bölgeleri kapsayan vergi sistemi ve idari düzenlemelerde başkentin gücünü sağlamlaştırmıştı.

İnka Medeniyetinde Sosyal Hayat ve Din
Her devlette olduğu gibi İnkalar da bir başkent etrafında kurulan bir medeniyeti temsil ediyordu. Sosyal anlamda, sanat, siyaset ve askeri alanda yaptıkları birçok yenilik ve gelişmeler ile halkı yönetebilme gücü olan Amerika bölgesinin en büyük imparatorluğu olmuşlardı. İnkalar, yaşadıkları dönemde dünyanın da en büyük imparatorluğu olma yolunda ilerlemişti.
Bugünkü Şili kıyıları da dahil olmak üzere geniş bir coğrafyada varlığını sürdüren İnkalar kendi dinlerini, idari sistemlerini ve hatta sanatlarına yönettikleri halka dayatarak öğretiyorlardı. Ayrıca İnkalar bu halklara çeşitli avantajlar da sunuyordu. Afet zamanlarında gıda yardımları sağlıyorlar, devlet destekli projelerde çalışmaları için önayak oluyorlar bir takım dini ziyafetler düzenliyorlar, askeri yardım sunuyorlar, yol gibi temel ihtiyaçları karşılıyorlardı.
Dini hayatın dikkat çeken konularından başlıcası, kendilerine has ritüelleri olmasıydı. Her din için bilinen farklı dini uygulamalar vardır. İnkaların inandığı din de çok tanrılı bir dindi. Bu anlamda Güneş tanrısı ve birçok farklı tanrı için farklı ritüelleri uyguluyorlardı. İnkaların en önemli ibadetlerinden biri hacdı. İnkalar tapınaklara düzenli olarak gider ve dini geleneklerini yerine getirirdi.
Mumyalama ve tanrılara yiyecek, içecek, değerli eşya sunma gibi uygulamaları vardı. Dağ tepeleri, mağaralar ve pınarlar gibi doğal güzelliklerin olduğu avantajlardan yararlanılarak kutsal alanlara inşa edilir ve dini uygulamalar bu alanlarda yapılırdı. Cuzco’da toplam 475 şaman vardı bunların en önemlisi ve en bilgisi hükümdarın da kişisel danışmanı olan Yaraca idi.
İnka toplumu, sanat hayatında da etkili bir uygarlıktı. Kendilerine has ustalıklardan ve medeniyetlerden esinlendikleri sanat anlayışları vardı. İnkalar imparatorluğun görüldüğünde anında tanınabilen bir sembolü olarak kendine özgü sanat tarzlarını yansıtıyorlardı. Özellikle metal işçiliğinde sanatının en iyi örneklerine gösteriyorlardı. Bunun yanı sıra seramiklerde ve tekstilde de İnka medeniyetinin ürettiği sanat eserlerini görmek mümkündür.
Tasarımlarda genellikle geometrik desenler ve belirli tekniklerle yapılan beceriler ön plana çıkıyordu. İnka medeniyetinin sanat eserleri arasında en kıymetlileri ve en prestijli tekstil olarak kabul ediliyordu. Tasarımlarda belli bir kriterin olması, bu tasarımların çömlek ve tekstil ürünleri gibi ürünlerle devlet için vergi olarak üretilmesinden kaynaklıydı.

İnka Medeniyeti Nasıl Yok Oldu?
İnka Medeniyeti gücün ve kudretin üzerine kurulu bir imparatorluktu. İnka medeniyeti, güçlü bir yapıda olmasına karşın kendi içerisinde farklı sorunlarla da karşılaşıyordu. Çevresindeki kavimler ve medeniyetler çok da İnka Medeniyetini sevmezdi. Bundan dolayı da en ufak bir karışıklıkta ya da herhangi bir sorunda İnkalara karşı cephe alırlardı. 16. yüzyılın ortalarında Francisco Pizarro tarafından yönetilen İspanyol istilacılar da çevrelerindeki kavimlerin İnkaların bu tutumlarını beğenmemelerinden yararlandılar. Aslında İnka İmparatorluğu geniş bir coğrafyaya hükmediyordu fakat çevresindeki medeniyetlerle iletişiminin zayıf olması İspanyollara yaradı.
Yeni kıtalar keşfetmek üzere yola çıkan İspanyollar İnka medeniyetinin bu eksikliğinden faydalandı ayaklanmalar çok fazlaydı. Ancak İnkalar herhangi bir ayaklanma durumuna alışkındı ve normalde karşılaşılan ayaklanmaları bir şekilde bastırırdı. Bu nedenle gelişmiş bir askeri sistemleri vardı ve sürekli bir savunma durumu söz konusuydu. İnka başkentinin kurulduğu Ekvator’da savaş halindelerdi. Avrupa’dan gelen ve orta Amerikalı işgalcilerden bulaşan çiçek hastalığı gibi salgınlar da nüfusun yarısından fazlasını yok etmişti. İmparatorluk büyük bir yıkım içerisindeydi ve bu yıkım devam ederken bir de savaş söz konusuydu.
Dünyanın en büyük ve en zengin imparatorlukları arasında yer alan, hatta Amerika’nın şimdiye kadar gördüğü en büyük imparatorluk olan İnka İmparatorluğu’nun sonu müthiş bir hastalık istila ve isyan fırtınası ile geldi. Quechua denen İnka dili hala yaşıyor olsa da bu dilde yalnızca 8 milyon insan konuşuyor. Ayrıca dönemin yağmacıları ve fatihlere tarafından İnka medeniyetine ait birçok yapı bina eser ya da yazılı belge tahrip edilmiş. Bu kalıntılar da ne yazık ki böyle zengin bir uygarlığın varlığını gelecek nesillere aktaramamasına yol açıyor.

